Fotoğrafım
"We don’t pray for love, we just pray for cars..."

22 Mayıs 2014

Umut Sarıkaya'yı pek sevmem ama kısaltarak yazmaya çalıştığım bu yazısı o kadar iyi olmuş ki.. Diyecek hiçbir şey bulamadım öylece yutkundum.. 

Eve banyodan giriliyordu. Dış kapı direkt banyoya açılıyordu. Aylar önce ani bi karar ile evi komple banyoya çevirmişti. Kapıyı açıp içeri girdim. Yüzüme buhar ve lavanta kokusu çarptı. Ağlamaktan davul gibi olmuş gözleri kapalıydı, küvetin içinde öylece uyuya kalmıştı.
Yanından yavaşça yürüyüp, mutfağa geçtim. Mutfak, açık mutfaktı ve hemen küvetin karşısındaydı.
Bu ev öyle bi evdi ki evin her yerinde yıkanabilme imkanınız vardı. Heryer spa taşı, ayna, krem ve yılang yılang yağı doluydu. 
Elimdeki poşeti tezgaha koydum. "mmhhh sen mi geldin" diyerek uyandı. "evet abi biraz alışveriş yaptım" diye cevap verdim. "Gül aldın mı?" diye sordu. "Aldım abi amerikanlı ciğer de yaptırdım bakkaldan yer misin?" dedim. 
Yerim dese şaşırırdım, ciğerin adını bile ağzına almadı. "sadece gül lütfen" dedi. Poşeti açtım, biraların dibine sıkışmış yapraklarına amerikan bulaşmış gülü çıkardım. Ciğer mi güle kokusunu vermişti yoksa gül mü ciğere bilemedim. İkisi de bir kokuyordu. Ciğer kokulu gülün yapraklarını küvete serptim.


İnsanız kız arkadaş yanında fazla coşup arkadaşlarımız hakkında hepimiz atıp tutabiliriz buna kimse bir şey demez ama bunun da bir sınırı var. 
"Kıskanıyordunuz ama yalan mı?" diye itiraz etti.
"Kıskanıyorduk" diyerek başımı salladım. Yakan çiftti çünkü onlar. Birbirlerine o kadar çok yakışıyorlardı ki, yan yana gelmemesi gereken iki element gibi hemen tepkimeye giriyorlardı. Biz yani çevredekiler, giriyor ve ne yazık ki hiç bozulmadan tepkimeden çıkıyor, moralimiz bozuk evimize gidiyorduk. Onlar bir araya geldiğinde zaman adeta yavaşlıyordu. Biz, hasbel kader çevrede bulunanlar, mecburen bu dev aşka tanık olanlar, onlarla beraber ağır çekimde hareket ediyorduk. Ben ağır çekimde çayımı içiyordum, bir şey anlatan arkadaşımızın ağzından fırlayan tükürük ağır çekimde düşüyor, düşen yaprak havada asılı kalıyor ve en güzeli yere düşmüş  bir kase süt ağır çekimde kırılıyordu. Arada bir zevk olsun diye süt kabı kırıyor, bir kutu misketi parkeye boca ediyordum. 

Güneş bile bir başka aydınlatıyordu onları. Öyle güzel açılardan öyle güzel filtrelerden geçerek vuruyordu ki üzerlerine ışık, dandik telefonla bile çeksen güzel bi resim çıkıyordıu ortaya. Bazen her şey siyah beyaz  oluyor, sadece onlar için anlamlı olan bir nesne veya kişi renkli oluyordu. Bir seferinde her şeyi  siyah beyaz sadece kendimi renkli gördüğümde benim hakkımda konuştuklarını anlamış, renkliliğime üzülmüştüm. Ama her şeyre rağmen soundtracklerini çok begeniyordum. Aşklarının çok geniş bir yelpazeye yayılmış şarkılardan oluşan bir soundtracki vardı. Belki eve bir kız gelirde ortam yaparım diye onlar aşklarını gümbür gümbür yaşarken, ben müziiklerini mp3 playerıma aktarmaya çalışıyordum. 
BU aşk ise bizim uğruna üzüldüklerimiz neydi? Bu seks ise bizim daha önce yaptıklarımız neydi?
Her duygu, her söz, her dokunuş onların yanında iğreti kalıyor, herkes, hepimiz, bu şehirde sadece fondan ibaret oluyordu. Ve biz çaresizlikten, çırılçıplak çaresizlikten korunabilmek için sadece kıskanıyorduk. 
Ağır çekimde de olsak, sepya da olsak, flu da olsak kenarda durmuş çatır çatır çatlıyorduk. 

"Bu kadar kusursuz ve temizken nasıl sevebiliyordunuz birbirinizi?"
"İnsanın kendisine bakması suç mu, sağlıklı olması, kendisini iyi hissetmesi suç mu?" diye bağırdı bana yattığı yerden.
Suç değil ama bunu dayatmanın bir bedeli olmalı. Şu halimize bak. Sağlıksızlığımızdan, çirkinliğimizden, içtiğimiz sigaradan,  yediğimiz ekmekten sizin gibiler yüzünden utanır olduk. Her sigara içişinde, her ekmek yiyişinde kendini suçlu hissetmek nedir sen ne bilirsin ki... "Bıktık artık sizin güzelliğinizden, bıktık artık sağlığınızdan" diye bağırdım. Ne diyecek sustu, anlamadı, suratıma baktı.

Dördüncü ekstra birayı içiyordum. İyiden iyiye duygusallaşmış, iyiden iyiye hırçınlaşmıştım. "gitti" dedi kıpırtısız. "beni bu evde bırakıp gitti" Üzgündü ne diyebilirdim ki.. Mutsuzluk yarıştıracak halim yoktu. 

Hiç yorum yok: