Fotoğrafım
"We don’t pray for love, we just pray for cars..."

2 Nisan 2013

domuzlardan bahsediyor,
pişmiş yumurta ve mutfakta ölmekten falan
güneşten nefret ettiği kadar nefret etmiyorum
aptal olduğumdan her şeyi en ince detayına kadar anlatıyor
olmasam bile anlatması gerek çünkü beynimdeki soruları durduramıyorum
sonra domuzlara üzülüyoruz,
kahvaltı tabağındaki ince gibi görünen kalın salam dilimini peçeteye sarıp masanın üzerine koyuyor
yemiyoruz o yağlı hayvan etini
aslında ne kadar çok yemek istediğini tahmin edebiliyorum
"sende gerçekten sanatçı ruhu var"
"nasıl yani"
"inanılmaz kaprisli birisin."
bazen gerçekten dinlemiyorum
bazen de dinlediğim halde hiçbir sik anlamıyorum
"duygum? sakin ol.. gözlerime bak ve beni dinle
her şeyi anlatacağım duygum? dinliyor musun şu elindekileri bırak ve beni dinle.. nereye bakıyorsun.."
"duygum inanılmaz yazı yazmak istiyorum çok hem de"
dediğinde içimdeki korku ve heyecanla karışık duyguya engel olamıyorum
çünkü iyi yazdığının farkında değil.
Sonra evereste tırmanan hakan adındaki bir adamdan bahsediyor
böyle bir hikaye yazmış ve sonra hakan adındaki adamın gerçekten o yıl evereste tırmandığını öğrenmiş
"sonra adam tırmanmış ve inmiş işte geri"
"e tabi orada kalacak değil ya inecek tabi" diyorum
"şimdi anlıyorum, demek ki insanlar hikayelerini anlatmak istemiyorlar ve bu yüzden kitap yazıyorlar"
"nasıl yani" diyecekken
"baksana biri çıkıp sana -e tabi orda duracak değil ya inecek- diyebiliyor.
aptal aptal suratına bakıyorum.
sanırım bugün senin yatağında tek başıma uyuduğumda,
senin karşımda kitap okuduğun düşüncesiyle
uykuya dalmak..
tanrım sana inanıyorum
çünkü o ne kadar istediyse hayatının bir döneminde
ben de onun kadar istedim

Hiç yorum yok: