Fotoğrafım
"We don’t pray for love, we just pray for cars..."

4 Ağustos 2012

Jean çok küçük yaşta hayvanlara bağlandı ve onlarla ilgilenip onlara acıdı. Canlı varlıklara gösterilen haksızlığı ruhunun ta derinliklerinde hissediyordu ne de olsa güçsüz ve savunmasız olduklarından baskı altına alınmışlardı. Seberg'in komşuları onun karşısına çıkan kimsesiz kedileri, köpekleri evine getirdiğini anlatırlardı.9yaşına doğru ilk tiyatro piyesini yazdı ve sahneye koydu: Hayvanlarla Iyi Ol. Bu piyesle Amerikan S.P.A ödülünü aldı. Ödülün yanında kendisine bir köpek yavrusu armağan edildi. Evin köpeği Rusty'yi üzmemek için armağanı kabul etmedi.


Seberg'lerde hiçbir zaman büyük kavgalar yaşanmadı. Bunun sonucu hayatının sonuna doğru Jean psikiyatrik bir analize girerek kendi bilinçaltını araştırmaya kalkmıştır. Iradesinin çağrısına uyarak ruhsal verileri aydınlığa kavuşturmuştur; söz konusu veriler, o dönemde yaşadığı nesnel gerçeklikle karşıtlaşan anılardı. Çocukluğu iç karartıcı bir dönemi yaşamış, baskılar ve yalnızlık içinde geçmişti. Acaba bunun sebebi Seberg ailesinin bağlı olduğu koyu inanç mıydı? Bu denli zeki ve duyarlı bir çocuğun hissettiği günahkarlık duygusundan onlar mı sorumluydu?

Jean'ın arkadaşlık ilişkileri yüzeysellikten öteye gitmiyordu. Dostlarıyla, hatta en uzak arkadaşlarıyla nadiren biraraya geliyor, onları üstünkörü bir havayla kabul ediyordu. Batı tarafında köklerinden kopmuş olan Jean gerçek dostlardan yoksundu. O dostlar ki onu anlayacaklar, bu kötü geçişi aşarken profesyonelce ve sevgiyle onu destekleyeceklerdi. Moreuil onu bu olumsuz durumdan çıkarmaya çabaladı; ne de olsa o zorlu hayata geri dönmesi gerekiyordu. Genç kadın ruhundaki bulanıklıktan çıkamadı, ama katlandı.

19.yüzyılın Rus ve Fransız yazarlarını okudu. Louvre okuluna yazıldı. Romain onu kendi içebakışına yöneltti. O zaman kendini sorguladı. Içinde Seberg'in uzlaşmacı fiziksel portresini buldu ama sinirselliğini, dengeden yoksun oluşunu, çekingenliğini göz ardı edemedi. O çekingenlik ki toplum içine girer girmez onu içine kapanmaya zorluyordu.

Seberg sıkıntıdan bunaldığı zamanlarda okuyor, mağazaları dolaşıyor, gözünün yaşına bakmadan harcama yapıyordu. Dostu Aki'yle müzeleri, galerileri dolaşıyordu. Ikisi de resim tutkunu olduğundan, Jean ve Romain dairenin bir odasını küçük bir atölyeye dönüştürdüler. Bu arada Jean tipini değiştirdi. Uzayan saçlarının Monaco'nun Grace'i gibi ensesinde topladı. Givenchy, Ungaro ve Laroche'dan giyiniyordu. Modayı yakından izleyecek, erkeğini baştan çıkaran ipek bir eteklik ya da küçük bir tayyör giyecekti. Bilindiği gibi güzel kadınlar bir hiç uğruna giyinirler. Gary'ye gelince, sakal bırakmış, saçları boynuna kadar uzamıştı. Kıyafeti bohemdi, sert monte cristo 2 sigarası içiyordu.





Bac sokağında evin hanımefendisi olarak iyi bir figür çizmeye çalışırdı. Gelgelelim kendini zayıf hissettiğinden ne şöhret, ne de annelik onu tatmin ediyordu. Lesley'nin girginliği Jean'da yoktu nitekim konuklar geldiğinde onları Romain karşılayıp konuşuyordu.

Jean kısa süre içinde art arda dört film çevirdi bedensel bakımdan yorulmuş, sinirleri zayıflamıştı. Mesleğinin baskılarına katlanmaya çoğu kez karşı geliyordu; çünkü o baskılar çeşitli yerlerde görünmesini gerekli kılıyordu. Gerçekten en saygın roller o ilişkilerde belirlenir. Hollywood sisteminin ayrılmaz bir parçası olan bu organize buluşmalar çok geçerli sayılan ilişkileri temellendirir. Jean ise bir birahanenin içinde toplanan küçük grupları tercih ediyordu ona göre daha tutarlı dayanışma kuran işler orada konuşuluyordu.

Jean çocukluğunun Noel'lerini unutmamıştı o günlerin belleğinde bıraktığı kalıcı izler her yıl yeniden uyanırdı. Gary ise aile bağlarını hiç yaşamamıştı; ne bayram öncesi heyecana tanık olmuş, ne hediyeleri görmüş ve onların ardından verilen özenli yemeği yemişti. Jean o çevreyi yeniden oluşturmak istiyordu bunun başlıca sebebi oğlunu çok sevmesiydi. Kısa bir süre için annelik duygusunu yaşayacaktı.
Seberg kariyerini yönlendirmesi için kocasından tavsiyeler bekliyordu ancak boşluk şuradan ileri geliyordu; Gary gün boyu yazarken, Jean iki çekim arası dairesinde tek başına sıkıntıdan patlıyor, bir işe yaramamaktan dolayı yakınıp duruyordu. Sonuçta ikilinin arasına soğukluk girdi.

Meksika'da bir başka dramatik olay yaşandı. Jean, Jamal tipinde ince ve uzun bir devrimci öğrenciye rastladı. Bu genç bıkıp usanmadan ülkenin zengin kapitalistlerin sebep olduğu yolsuzlukları protesto ediyordu. Aktris delikanlıyı görünce yanıp tutuştu onunla birkaç gün süren bir aşk yaşadı.

Amerikan rüyasıyla beslenen genç kadın önünde açılan dünyayı da gözü tutmamıştı. Ne yazık ki o dünya aşağılık ilişkiler, ikiyüzlülükler ve kötülüklerle doluydu. Büyük ölçüde düş kırıklığına uğradı. Yaşadığı toplumu kabul etmedi, ama dönüştürmeye gücü yetmiyordu. Başka bir dünyaya, kendi deyişiyle "buz kesmiş" bir dünyaya girmek için o çevreden kaçtı.

Ruhsal bunalımları gerçeği kendisine çarpık gösteriyor ve Jean o sıradan olayları şişirerek yansıtıyordu. Kocasıyla arasında cinsel uyumsuzluk olduğunu söyledi. Dennis'le ilişkisi kopmak üzereyken yarını olmayan maceralara atıldı. Arta kalan dostlarını da bir yana iterek barlarda tanıştığı insanlarla düşüp kalkmaya başladı. Gözden düştüğünü bile bile böylesi ilişkilerden zevk alıyordu.
Ne var ki cazibesini büyük ölçüde yitirmişti. Seyrekleşen talipleri ondan kaçıyorlardı.
Hayatının belirli anlarında Seberg'in uyuşturucu kullanıp kullanmadığı merak edilmiştir. Bu sorunun cevabı olumsuzdur gerçi düzenli olarak alkaloitli ilaçlar aldığını da kimse inkar etmiyordu.

Uzun süreli konuşmaları kısaltıyordu; söylediğine göre onlar kendisini yoruyordu. Insan içine çıkışı kendinde sinirsel bir gerilim yaratıyordu. Ne yazık ki bu daha başlangıçtı..
Jean'ın aradığı şey, özellikle insan sıcaklığıydı. Zira kendisini herkes tarafından terk edilmiş hissediyordu. Sefaleti tanıyan ve kendisini anlayabilecek düzeyde olan insanlara umutsuzca sarılmaktaydı..

Hiç yorum yok: